Sizin Saplantınız Ne?
Yazar tiyatrofora   
Cuma, 16 Şubat 2007

Image

 

ŞEHNAZ PAK (RADİKAL)- Tiyatro Fora'nın yeni oyunu 'Tehlikeli Saplantı', gündelik yaşamda hüküm süren pek çok saplantıyı, psikolojik gerilim bir hikâyenin ekseninde gün ışığına çıkarıyor. 'İntikam, ilkel bir içgüdüdür!' söylemiyle özetlenebilecek bir tema üzerine şekilleniyor.

Tiyatro Fora'nın yeni oyunu 'Tehlikeli Saplantı'. Türkiye prömiyeri yapan N.J. Crisp'in yazdığı 'Tehlikeli Saplantı', Broadway'in en başarılı ve tutulan gerilim oyunlarından biri. Tufan Karabulut'un sahne üzerine taşıdığı 'Tehlikeli Saplantı'da, karısının otomobil kazasından sorumlu tuttuğu birini bulmaya çalışan saplantılı bir adamın, bu yoldaki yıkıcı ilerleyişi anlatılıyor. Oyunda Tufan Karabulut, Arda Kavaklıoğlu, Sena Taşkapılıoğlu ve Özge Çatak rol alıyor.

İngiltere kırsalında, güneşli bir akşamüzeri lüks evlerinde limonluğundaki bitkileri sulayan Sally Driscoll'un huzuru, beklenmedik konuk John Barrett'in gelişiyle bozulur. Bu davetsiz misafir trafik kazasında yitirdiği karısının ölümünden, Sally'nin kocası Mark Driscoll'u sorumlu tutmaktadır. Hiçbir şeyin göründüğü kadar basit olmadığının, gizli gerçeklerin yavaş yavaş ortaya çıkmasıyla silkelendiği bu buluşma sonrasında herkesin hayatı büyük bir değişime uğrar.

Bu oyunda bir katil yok!

Yönetmen Tufan Karabulut 'Tehlikeli Saplantı'nın bildik, klişe gerilim oyunlarından farklı olduğunu düşünüyor; "Bu hikâye sadece polisiye bir öykü değil. Hatta bir polisiye hikâye olarak değerlendirmek de belki bir açıdan haksızlık bu oyuna. Tabii bir polisiye yanı da var oyunun. Sonunda bir katil ortaya çıkmıyor. Katil yok çünkü. Psikolojik gerilim oyunu. Oyunun başından itibaren insanların gizli kalmış dünyalarının bu ilişki süreci içinde nasıl ortaya çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla oyunun özünde insan var. İnsan psikolojisinin derinliklerine iniliyor. O dehlizlerde aslında ne beklenilmedik durumlarla karşılaşılabileceğinin altı çiziliyor. Bu, açıkçası zaman zaman ürkütücü, şaşırtıcı, zaman zaman da güldürücü olabiliyor. Yaşamın içinde kimileyin komedi, kimileyin trajedi, kimileyin de gerilim var zaten."


Oyunda 'saplantı' teması inceden inceye mercek altına alınıyor. Karakterler içindeki en belirgin ve baskın saplantının John Barrett'e ait olduğunu ifade eden Karabulut, "Diğerlerinde de belli saplantılar var. Ama John'unki kadar tehlikeli bir saplantı değil. Bir aşkın tutkuya ve sonrasında da obsesyona dönüşmesi. Diğer taraftan, kadının kocasına karşı olan saplantısı var; üstelik aldatıldığını da bilmesine rağmen. Adamın ise kadınlara karşı zaafından kaynaklanan seksüel saplantıları mevcut. Saplantısı olmayan hiç kimse yok bu oyunda. Yoğunlaşılan ve ağırlıkla üzerinde durulan saplantı ise elbette ki John'unki. Bir yerde karı ile koca onun büyük saplantısı karşısında kendi saplantılarıyla da yüzleşebiliyor" diyor.


Farkında olamamakla birlikte insanların gündelik yaşamda hüküm süren pek çok saplantısının farkına bu oyunla varacağını vurgulayan Tufan Karabulut, oyunun aslında kimseyi suçlamadığını düşünüyor: "Dönüp kendinize bakın diyoruz. Zaten oyun bittiğinde onlar dönüp kendilerine bakıyorlar. Aslında oyun bitmiyor. Bir yerde belki de seyirci kendi saplantılarının ayrımına varacak. Zaman zaman fark etmeyebiliyoruz saplantılarımızı. Saplantıların zararlı olanları ve olmayanları var. John'un farkında olmadan bir saplantıya yakalandığını oyunun içindeki sorgulamalardan anlıyoruz. O da kendinde çeşitli tehlikeli yanlar keşfediyor. Ve o, karı ile kocaya bağlamında da seyirciye kendilerine zararsız geldiğini düşündükleri küçük saplantıları gösteriyor, sorgulatıyor."

'Sınıflar'ın aşka bakışı

'Tehlikeli Saplantı'da John Barrett'in görünürde mutlu bir çiftin yaşamına girip çıkmasıyla birlikte geriye darmadağın bir evlilik kalıyor. Bu bağlamda evlilik, sadakat, bağlılık ve bağımlılık kavramlarının tartışmaya açıldığını vurgulayan Tufan Karabulut'a göre oyunda burjuva yaşamla sıradan, alt sınıftan insanların yaşamının da bir karşılaştırması yapılıyor; "John halkın içinden. Orta standartta. Fakat geldiği ev standart üstü. Çok zengin bir eve geliyor. Ve zenginlerin aşka bakışlarıyla orta kesimin aşka bakışının bir karşılaştırmasını da görüyoruz. Sanki para işin içine girdikçe aşk kirlenmeye başlıyor. Sadakat, bağlılık, sevgi gibi değerler yerini satın almaya bırakıyor. John aslında bu değerleri kaybetmiş olan o karıkocanın suratına da o değerleri haykırıyor."
Son Güncelleme ( Cuma, 16 Şubat 2007 )