Tiyatro Yapmak Yelkenliyle Okyanusa Açılmaktır Yazdır E-posta
Yazar tiyatrofora   
Pazar, 29 Nisan 2007
HAKAN TİRYAKİ - ALEM İkibinli yıllara girerken eğitimde büyük problemler yaşanan Türkiye'de tiyatro eğitimini ve konservatuarların bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsun?

 

Bu yıl konservatuardaki öğretim üyeliğimin beşinci yılını doldurdum. Genç bir hoca olarak ve bu pek uzun süreli olmayan tecrübeme dayanarak şunları söyleyebilirim...

Öncelikle belirtmek gerekirse, konservatuarların bugünkü durumunun, genel eğitim sisteminin içindeki diğer eğitim kurumlarınınkinden çok farklı olduğunu düşünmüyorum. İ.Ü. Devlet Konservatuarı açısından ise en büyük problem, bana göre, kullanmakta olduğumuz binanın ihtiyaçlarımıza cevap veremiyor olması. Geçtiğimiz yıllarda, konservatuar yönetiminin çabalarıyla ve özellikle Yıldız Kenter'in önayak olmasıyla Tiyatro Bölümü için yeni bir sahne yapıldı. Daha önce tek sahneyle büyük sıkıntılar yaşayan öğrencilerimiz, böylelikle önemli ölçüde rahatlamış oldular. Ancak şu anda kullandığımız bina kesinlikle konservatuar eğitimine uygun bir bina değil. Önümüzdeki yıllarda bu bina sorununu çözdüğümüzde gerisi biz hocaların ve öğrencilerin tiyatro sevgisine ve bu konudaki istekliliğine kalıyor. Kütüphanemizde de bir takım eksikler var; yeni kitaplar, yeni dergiler ve diğer yeni yayınlar yeterince gelmiyor kütüphanemize. Şu sıralar özellikle bu eksikliği gidermenin uğraşısı içindeyiz. Türkiye'de ilk konservatuarın açılmasından bu yana, yani 1940'lı yıllardan günümüze kadar çok olumlu bazı gelişmelerin olduğunu da söylemek gerekir. Özellikle Türkiye'de tiyatro eğitimi ilk başladığı yıllarda yalnızca oyunculuk eğitimi olarak sınırlıydı. Günümüzde ise konservatuarlara ya da fakülte düzeyinde tiyatro eğitimi veren kurumlara baktığımızda 'Oyunculuk Anasanat Dalı' dışında, yazarlık, dramaturji ya da yönetmenlik gibi dallarda eğitim verildiğini görüyoruz.

 

Konservatuardaki hocalığının yanı sıra genç bir özel tiyatronun patronu ve genel sanat yönetmeni olarak özel tiyatroların bugünkü durumunu ve geleceğini nasıl görüyorsun?

 

Ben hiçbir konuda ümitsiz olmadığım için, bu konuda da umutsuz değilim. Bütün olumsuzluklara rağmet umutlu olmaya çalışıyorum. Bir düşünürün dediği gibi, 'Önemli olan karşılaştığın fırtınalar değil, gemiyi limana götürüp götüremediğindir!' Yani üzerinde var olduğumuz ve var olmaktan mutluluk duyduğumuz tiyatro gemisini sağlam, sağlıklı ve güvenli limanlara doğru götürmeye çalışıyoruz. Benim genel sanat yönetmenliğini yaptığım 'Tiyatro Fora' da -zaten adı da üstünde- birçok fırtınayla karşılaşıyor. Bu bizim problemimiz! Hayatın kendisinde bu mücadele, bu şavaşım var. Zaten yaptığımız işi anlamlı kılan, onunla ilgili zorluklarla ve sorunlarla yılmadan mücadele etmektir.

Bu sadece tiyatro için böyle değil, hayatın bütün alanları için geçerli. Ama yıllardır hiç değişmeyen ve artık Türk Tiyatrosu'nun neredeyse asal problemi haline gelmiş olan bir salon problemi var.

Genç kuşak bu salonsuzluk problemi yüzünden tiyatroya yeterince ilgi gösteremiyor. Kendini başka alanlara kanalize etmek zorunda kalıyor. Oyuncular televizyon dizileri, filmler, sunuculuk, seslendirme gibi tiyatro dışında alanlara kaymak zorunda kalıyorlar ve çoğu zaman kendilerinin de tatmin olmadığı düşük nitelikteki işlerle boğuşmak zorunda kalıyorlar.

Biz 'Tiyatro Fora' olarak şu anda bir salon problemiyle karşı karşıya değiliz. Bu büyük bir şans bizim için. Yıldız Hanım'ın desteğiyle iki yıldır Kenter Tiyatrosu'nda oynuyoruz. Salon problemimizi çözmemizin yanı sıra Kenter Tiyatrosu gibi Türkiye'nin en önemli sahnelerinden birinde oynamanın mutluluğunu da yaşıyoruz.

Böyle bir salonda oynamak bizi çok rahatlatıyor ama kendi kuşağımızdan olan yeni tiyatrolara ve genç tiyatrocu arkadaşlara baktığım zaman salonsuzluk problemi yüzünden perde açamadıklarını görüyorum. Onun dışında teknik altyapı eksikliği var. İşte bütün bu koşulların zorlamalarıyla bazı tiyatrocu arkadaşlarımız tamamen tiyatroyu terkederek dublaja ya da dizi oyunculuğuna kayıyorlar. Bu onların seçimi...

Herkes yelkenliyle fırtınalı okyanuslara açılmaya cesaret edemiyor 'Tiyatro Fora' gibi!

Her ne kadar, sözlerine Türk Tiyatrosu'nun geleceğiyle ilgili umutluyum diye başladıysan da, hemen ardından, bugüne dair pek iyimser olmayan bir tablo çizdin. Günümüzde tiyatro yapmanın bu konuda biraz 'inatçı' olmayı gerektirdiğini dile getirdin ve tiyatro yapmayı yelkenliyle fırtınalı okyanuslara açılmaya benzettin. 

Peki bu zorlukların aşılmasında sponsorluk mekanizmasının işletilmesini nasıl değerlendiriyorsun?

Bence kesinlikle sponsorlar gereklidir. Dünyaya da baktığımızda birçok önemli firmanın büyük prodüksiyonlara destek olduğunu görüyoruz. Bu artık sadece devletin desteğiyle olacak bir şey değil.

 

Tiyatro yapmak isteyen insanlara, kültüre ve sanata katkıda bulunmak isteyen büyük sermaye sahibi kurumların destek olmasına kim karşı çıkabilir?
 

Yapı Kredi Bankası, Halk Sigorta, Eczacıbaşı, Efes Pilsen, Akbank gibi kurumlar özellikle son yıllarda sanata ciddi kaynak aktardılar. Biz bu konuda da şanslıydık; ilk yıl Adnan Tekstil ve Çarşı Mağazaları bize destek oldular, geçen yıl da 'Ölümsüzler' adlı oyunumuzu Halk Sigorta'nın sponsorluğunda gerçekleştirdik.

 

Tiyatro Fora sahneleyeceği oyunları seçerken hangi ölçüleri kullanıyor ve neyi hedefliyor? Bu yıl hangi oyunu sahnelemeyi düşünüyorsunuz?
 

Tek amacımız nitelikli tiyatro yapmak. Tabii nitelikli tiyatronun ne olduğu bir tartışma konusu.

Bugün medyanın büyük bir bölümü, özellikle de 'rating canavarı'na dönüşmüş olan televizyonlar 12 yaş zeka seviyesinin üstüne çıkan program yapamadıkları için izleyici kitlesinin beğeni düzeyini de gitgide daha aşağı bir seviyeye çekiyorlar.

İşte izleyici bu kolay ve ucuz tüketilir olana o kadar alışıyor ki, siz içinde düşün olan, düş olan bir eser ortaya koyduğunuzda kolay hazmedemiyor.

Tiyatro Fora üç yıldır sahneye koymaya değer gördüğü oyunlarda hep düşünü ve düşü ölçü kabul etti.

İlk yıl sahneye koyduğumuz Woody Allen'ın 'Tekrar Çal Sam!' adlı oyunu seyirci tarafından çok iyi bir tepki aldı. İkinci yıl dünyaca ünlü edebiyatçımız Melih Cevdet Anday'ın ozan duyarlılığıyla yazdığı ve güldürü ustalığıyla bezediği 'Ölümsüzler' adlı oyunu sahneledik. Bu yıl sahneye koyacağımız oyun ise Ralf Olsen'in 'Traumtanzer' (Hayal Dansçısı) adlı oyunu.

Bu oyun Türkçe'ye Hale Kuntay tarafından 'Out the Window' adlı İngilizce metninden 'Unutulmak' adıyla çevrilmiş.

Biz, polisiye gerilim tarzında bir komedi olan bu oyunu orjinal adının çevirisi olan 'Hayal Dansçısı' adıyla sahneye koymayı düşünüyoruz.

Son Güncelleme ( Pazar, 29 Nisan 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >

Lost Köşk

Yeni Tiyatro Sezonu

Tiyatro Fora

2008-2009

tiyatro sezonunu

12 Ekim'de

Craig Wright'ın

"Köşk"ü ile açtı.

 

Salonumuz

BMKM

Kadıköy Belediyesi

Barış Manço Kültür

Merkezi

Moda Cad. Nailbey sok. No:37 Kadıköy-İstanbul

Gişe : 0(216) 418 16 46

          0(216) 418 95 49

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol