|
ÜSTÜN AKMEN (TİYATRO TİYATRO DERGİSİ) - “Tiyatro Fora”, Şilili yazar Marco Antonio De La Parra’nın, Deniz Yüce tarafından (hangi dilden çevrildiğine dair kayıt bulamadım) Türkçe’ye “Günlük Müstehcen Sırlar” başlığı altında çevirdiği “La Secreta Obscenidad de Cada Dia”sını ülkemizde ilk kez sahneliyor. Tufan Karabulut’un sahneye koyduğu oyunun, Latin Amerikan tiyatrosunun son yıllardaki en etkileyici ve en uzun süreli oynanan oyunu olduğunu oyuna girmeden önce edindiğim basın bülteninden öğreniyorum.
Fuayede basın bültenini okumaya başlamak istiyorum, ama ne mümkün! Fuayede ve oyun başlayıncaya dek salonda bangır bangır çalınan, yanılmıyorsam Manuel de Falla’nın “El Amor Bujo”sunun artarda çalınan yedinci bölümü ”Danza Rituel de Fuego”su okumaya izin vermiyor. Açık söylemek gerekirse, insanda oyunu izleyecek kafa neredeyse tükeniyor. Anlayacağınız, sinir bir durum. “Günlük Müstehcen Sırlar”da bula bula bunu mu buldun eleştirecek derseniz, biraz sabırlı olmanızı önereceğim. Ne söyleyeceğim? Öncelikle Deniz Yüce’nin dilimize pek özen göstermediğinden yakınacağım. Türkçe’mizde “önsezi”, varken nereden bulup çıkarmış da “hiss-i kalb-el vuku”yu kullanmış, anlamadım. “Tepkide bulunmak” yerine “tepki göstermek” daha doğru değil mi sizce? “Sizin için bir itirazı yoksa” tümcesi de, güzel bir Türkçe örneği değil bence, diyeceğim.  Tufan Karabulut ve Arda Kavaklıoğlu oyunun bir sahnesinde Öykü, bir kız okulunun yanındaki parkta geçiyor. Parkta aynı kılıkta, pardösülerinin altında pantolonları olmadan rastlaşan iki adam, felsefeden özel egolarına söz düellosuna girişiyorlar. Düşünceleri fevkalade bir hızla değişmekte, itiraflar, suçlamalar, inançlar birbirini izlemektedir. Bunlar, gerçek birer “teşhirci” mi? Öyle anlaşılıyor, ama emin değiliz. Oyunun sonuna doğru, biri kimliğini Carlos (yani Karl) Marx (Arda Kavaklıoğlu), diğeriyse Sigmund Freud (Tufan Karabulut) olarak açıklıyor. Marx’ın sosyal, Freud’un cinsel kuramları ortalığa saçılıyor. Bu arada, Tufan Karabulut’un rejisi içinde oyun dışına çıkılarak, içinde bulunduğumuz sıcak savaş ortamına da göndermelerde bulunuluyor. Göndermelerde bulunulurken: ”Fack the taban – look to tavan” gibi vodvil esprilerine de (bence fevkalade gereksiz) başvuruluyor. Hiç ilgisi yokken, Freud oyuncak bir köpeği sahneye sokuyor. Bir taraftan, gerçeğe ancak olgulara, deney ve gözleme dayanılarak, pozitif bilimlerin yardımıyla ulaşılabileceği savlanırken, diğer taraftan üretim araçlarının özel kişilerin değil, kamunun malı olması ve toplum içinde gelişen her türlü eylemde ortak davranış gerekliliği öne sürülüyor. Bu arada, Tufan Karabulut bankın üstüne çıkarak 28 Temmuz 1864’de (benim bildiğim tarih 28 Eylül 1864’dür) Londra’da düzenlenen bir kitle toplantısında, Uluslararası Emekçiler Birliği adıyla kurulan I. Enternasyonalde Karl Marx’ın yaptığı açış konuşmasını yineliyor, bendenizin içini heyecan basıyor. Söz düellosu aralıksız sürmektedir. Baskıcı rejimler altında inim inim inleyen toplumlar, o toplumların yaşadığı nevrozlar, özgür toplum kurumları, çalışanların hakları, anneler, babalar ve tüm bunların psikanalizleri... 1987 yılında Şili’de “gazete Yazarları Derneği”nin “En İyi Oyun Ödülü”ne değer görülen oyun, bir sürprizle sonlanıyor. Bana sorarsanız, koltuğunda oturan seyirci yalnızca doğalcı ve açık öykücü tiyatrodan hazır beklentileri nedeniyle, “Günlük Müstehcen Sırlar”ı anlaşılamaz bulacaktır. Tiyatro Fora’nın Genel Sanat Yönetmeni Tufan Karabulut zor bir oyun seçmiş. Oyun anlaşılabilir midir ya da anlaşılabilir biçimde sahneleme olanağı var mıdır, tartışmak olası, ama yeri değil. Bu tür oyunların, tiyatronun alanını genişletme çabasına katkı sağlamaya çalışan Karabulut gibi tiyatrocuların amaçlarına uygunluğundan doğrusu kuşkuluyum. Arda Kavaklıoğlu çok sevimli bir “teşhirci” yaratmış, ama bazen abartıyor. Düzelmemesi için hiçbir neden yok, çünkü yetenekli bir oyuncu. Tufan Karabulut, yönetirken yaptığı oyunun olgularını bir yaşam tarzı ve türünden, toplumsal bir durumdan türetme çalışmasına, oyunu ile de katkı sağlıyor. O durumdan, derin bir varoluş düzeyine iniyor. Bir yaşam tarzını oluşturan koşulları araştırmayı salt metin üstünde yapmadığı anlaşılmakta, başarılı bir oyunculuk örneği veriyor. |